Die Gaste: Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yeniden yapılandırılması sürecinde, üçüncü dünya ülkelerinden ucuz işgücü talebiyle Türkiye ile imzaladığı işgücü anlaşmasının ellinci yılına gelindi. 1960’ların Türkiye’sinde, geçim sıkıntısı, hayat pahalılığı, işsizlik gibi nedenlerle insanlarımızın Almanya’ya göç etmeleri Türkiye’nin sosyal ve ekonomik durumuna nasıl yansımıştır?
Prof. Dr. Nermin Abadan Unat: Bu soru değil, bir kitabın içeriği. Yani bu böyle bir cümlede söylenemez, dolayısıyla bu konuda size bir makale yazarım, ama ben cevap veremem böyle kestirmeden. Ve yalnız burada ilave edilecek bir şey var. Sadece işsizlik nedeniyle değil, merak dolayısıyla, özgürlük aramak için ve dünyayı görmek için de insanlar geldi. Yani bunun altını çizmek lazım. Çünkü her gelen sadece işsizlik için gelmedi. Tam tersine, işi varken işini bırakıp geldi. Yalnız aşağıdan yukarıya çıkmak için gelmedi, yukarıdan aşağıya indi. 9.000 tane öğretmen, beyaz yakalı bir meslek, işçi oldu, yani mavi yakalı oldu. Bunu belki yine ekonomik sebeplerle, fakat bir yerde de bir şeyler öğrenmek için yaptı. Onun için bu gelen insanların hepsinin işsiz olduğunu da ileri sürmek mümkün değil. İşte dediğim gibi, mesela muhasebe müdürü bir adam zorla karısını gönderiyor, arkadan aile birleşimi yoluyla kendisi de Avrupa’ya gelsin diye. Bu Doğu Almanya-Batı Almanya ilişkisinde, Duvar’ın çöküşünde tüketim alışkanlıkları, yani tüketime heveslenme alışkanlıkları ne kadar rol oynadı ise, bir ölçüde Türkiye’de de rol oynadı. Yani bir araba sahibi olmak için de gelenler oldu... Onun için böyle hepsi işsiz, kapılara yığılmışlar… O tez de, onu da çok daha ince bir şekilde incelemek lazım.
Kaynağa Git